Av. Muhammed Numan GÜLEÇ
GİRİŞ
Tasarrufun iptali davaları, alacaklının cebri icra yoluyla alacağını tahsil edememesi sonucunda
kanunda öngörülen koşulların oluşması halinde borçlunun üçüncü kişiler lehine yaptığı kötü
niyetli tasarrufların kendisi açısından iptaline imkan veren ve İİK m.277 vd. maddelerinde
düzenlenmiş özel bir dava türüdür. Dava yığılması, davacının aynı yargı çeşidinde olan ve
talepleri açısından ortak yetkili mahkemenin bulunması halinde aralarında aslilik-ferilik
ilişkisi bulunmayan birden fazlatalebini aynı davalıya karşı bir arada ileri sürmesini sağlayan
bir dava türüdür.
Tasarrufun iptali davalarında dava yığılması, aynı alacaklının birden fazla alacağı için aynı
davalının bir ve/veya birden fazla kötü niyetli tasarrufunun iptalini istemesi durumunda
oluşmaktadır. İptal davalarında davacı alacaklı, birden fazla alacağını bir arada ileri
sürdüğünde her biri hakkında ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiği, alacaklar hakkında
verilecek hükmün diğerinin akıbetini etkilemediği ve her bir alacağına konu icra takibi için
hüküm kurulmasını talep ettiği göz önüne alındığında ileri sürülen alacak sayısı kadar ortada
dava olduğu söylenebilir. Keza davanın kabulü halinde iptali istenilen tasarruflar üzerinde her
bir alacak için ayrı ayrı cebri icra yetkisi verileceğinden bu durumunda da dava yığılması
görülmektedir. Talep sonucuna göre ileri sürülen her bir alacak, iptali istenilen her bir
tasarrufla karşılaştırılarak alacak ve tasarruf arasında bir hüküm kurulacaktır.
Tasarrufun iptali davalarında dava yığılması durumunda yargılama giderlerinden kimin
sorumlu olacağı ayrı bir önem taşımaktadır. Dava yığılması durumunda her bir asli talep
sayısı kadar ortada dava bulunduğundan yargılama giderlerinden sorumluluk da her bir dava
hakkında ayrı ayrı belirlenmelidir.
1.İPTAL DAVASINDA DAVA YIĞILMASININ SÖZ KONUSU OLABİLECEĞİ
HALLER
Tasarrufun iptali davası İİK m. 277 vd. Maddelerinde düzenlenmiştir. Tasarrufun iptali davası
alacaklının alacağını icra takibi sonucunda borçludan tahsil edememesi nedeniyle borcun
doğumundan sonra yapılmış olan kötü niyetli tasarrufların iptaline imkan sağlayan bir dava
türüdür1
. Kanuni düzenlemeye göre, tasarrufun iptali davasını elinde borçlu hakkında aciz
belgesi bulunan her alacaklı ve iflas idaresi yahut İİK m.245 ve 255’inci maddenin 3’üncü
fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri açabilir. Davalı taraf ise tasarrufta bulunan
borçlu ile lehine tasarrufta bulunulan üçüncü kişidir. Tasarrufun iptali davasının amacı;
borçlunun kötü niyetli tasarrufunun alacaklının alacağını elde edebilmesi için tekrar borçlunun
haczi kabil malları arasında gibi işlem tesisine olanak sağlaması ve tasarrufa konu şeyden
alacağını tahsil etme imkanı sağlamasıdır2
. Bu dava sayesinde borçlu tarafından kötü niyetli
olarak üçüncü kişiye kazandırılan tasarrufa konu şey üzerinde cebri icra mümkün hale
gelmektedir.
Dava yığılması hukuki kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 110’da düzenlenmiştir.
Madde metnine göre davacı, birden fazla asli talebini aynı davalıya karşı şayet talepler aynı yargı
çeşidine aitse ve talepler için ortak yetkili bir mahkeme mevcut ise tek bir dava dilekçesi ile ileri
sürebilir. Dava yığılmasının hukukumuzda kabul edilmesinin amacı; usul ekonomisini sağlamak
ve delillerin tek bir yargılama faaliyeti içerisinde toplanması sayesinde mahkemelerin çelişkili
karar vermesini önlemektir3
. Dava yığılmasında yığılmaya konu taleplerin her biri tek başına bir
davanın konusu olabilir. Talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisi bulunmamaktadır. Dava
yığılması davanın açılması anında olabileceği gibi, yürümekte olan bir yargılamada yeni bir
usulü talebin ileri sürülmesi veya HMK m. 166 uyarınca tahkikat aşamasında mahkemece
verilecek karar sonucunda doğabilir4
.
Tasarrufun iptali davalarında dava yığılması, aynı alacaklının birden fazla alacağı için aynı
davalının bir ve/veya birden fazla kötü niyetli tasarrufunun iptalini istemesi durumunda gündeme
gelmektedir. Bu açıdan yığılmanın ileri sürülen alacak sayısı bakımında ve iptali istenilen
tasarruf sayısı bakımından ayrı ayrı incelenmesi faydalı olacaktır.
1 EROĞLU, Orhan, Tasarrufun İptali Davası ile Muvazaa Davası ve Karşılaştırılması, 2. Baskı, Ankara 2020, s.29
2 ERDÖNMEZ, Güray, Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarrufların İptali, 2. Bası, İstanbul 2019, s.7
3 KIRTILOĞLU, S. Serhat. “Medeni Yargılama Hukukunda Objektif Dava Birleşmesi”. Erzincan Binali Yıldırım
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi XVIII, (Aralık 2014), s.134
4 KIRTILOĞLU, S. Serhat, a.g.e., s.142
1.1.İleri Sürülen Alacak Sayısı Bakımından
Alacaklı, borçlu aleyhine kesinleşen birden fazla icra takibine dayanarak tek bir tasarrufun iptali
davası açabilir. Davacı taraf, talep kısmında iptalini istediği tasarruf üzerinde hangi icra
dosyaları için cebri icra yetkisi verilmesini talep ettiğini ayrı ayrı belirtmelidir. Çünkü dava
konusu edilen iptal istemi ancak icra dosyası bakımından hüküm doğuracaktır. Davacının birden
fazla alacağını aynı tasarrufun iptali davasına konu etmesi durumunda dava yığılması gündeme
gelir. Çünkü alacaklının her bir alacağı için aynı tasarruf işlemine karşı müstakil bir iptal davası
açmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Her bir kesinleşmiş icra takibi aynı
tasarruf için ayrı davalara konu edilebilir. Bu halde davaların görülmesinde bir eksiklik
olduğundan söz edilemez. Dolayısıyla alacakların bir arada ileri sürülmesi de mümkündür. Her
bir alacak diğerinden bağımsız olduğundan ve her biri için ayrı bir değerlendirme yapılacağından
alacak miktarı kadar dava vardır.
Bununla birlikte davacının dayandığı icra takiplerinin ayrı ayrı değerlendirmeye tabii tutulması
gerekmektedir5. Somut olayda birden fazla icra takibinin her biri için tasarrufun iptali davası için
kanunda öngörülen özel koşulların var olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Şayet ileri
sürülen alacaklardan biri hakkında İİK m.277 ve devamı maddelerinde öngörülen ön koşullar
bulunmuyor ise bu alacak bakımından dava usulden reddedilecektir. Diğer icra takipleri
bakımından ön koşullar sağlanmış fakat iptal koşulları sağlanmamış ise bu durumda talep esastan
reddedilecektir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2007/4856 E. - 2007/5693 K. 25.09.2007 T. Sayılı
kararında “İİK.nun 277/1. maddesine göre tasarrufun iptali davasını elinde geçici veya kesin aciz
vesikası bulunan alacaklı açabilir. Mahkemece dava aciz vesikasının bulunmaması dolayısıyla
dava ön şartının gerçekleşmemesi nedeniyle reddedilmiştir. Bu durumda Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi'nin 7. maddesi gereğince davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi
gerekirken, fazla vekalet ücretine hükmedilmiş olması doğru olmamıştır.” İfadeleriyle davanın
5 “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle dava konusu edilen
icra takiplerinden 1998/171-172-173 ve 174 nolu olanlarında davalı Edip Sağlam'ın borçlu olarak yer almaması
nedeniyle bu icra takipleriyle ilgili tasarrufun iptali davalarının reddi sonucu itibariyle doğru bulunmakla, davacı ile
davalı Edip Sağlam'ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Diğer icra takipleri ile ilgili iptal istemine gelince; bu dosyalarda davalı Edip borçlu olarak bulunmaktadır.
Aleyhinde yapılan pek çok icra takipleri sonucunda hakkında hacizler uygulanmış ve acze düştüğü görülmüştür. Yine
icra takiplerinin çeklerde yazılı tarihlerden önce yapılmış olması karşısında alacağın daha önceki ilişkilerden -buğday
satımından- kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan davalıların Mustafa Hilmi Öztürk'ün borçlu davalının
muhasebecisi olduğu dosyada mevcut beyanlarla sabittir. Muhasebecilik yapan bir kişinin borçlunun mali
durumunu, mal kaçırma amacıyla tasarrufu yaptığını bilmesi gerekmektedir. Esasen yargılama sırasında da bu
şekilde beyanda bulunulmuştur. Bu durumda olayda İİK.nun 280. maddesindeki şartların oluşması nedeniyle (1.
maddede sözü edilen icra takipleri dışındaki takibe) konu alacaklar için açılan tasarrufun iptali davalarının kabulüne
karar verilmesi yerine bu takiplere ilişkin davaların dahi red edilmesi doğru bulunmamış, kararın davacı yararına
bozulması gerekmiştir.” - YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2002/5761 Karar Numarası: 2003/1777
Karar Tarihi: 07.04.2003
reddedilme aşamasına göre maktu veya nisbi vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiği belirtilerek
yukarıda hususa işaret edilmiştir.
Özetle, ileri sürülen alacakların birden fazla olması durumunda dava yığılması söz konusu
olmaktadır. Çünkü her bir icra dosyası için bir veya birden fazla tasarruf üzerinde cebri icra
yetkisi verilmesi istenilmektedir. Alacakların gerekli koşulları sağlamaması halinde ilgili alacak
açısında dava reddedilecek, diğer alacaklar açısında yargılama ayriyeten yürütülecektir. Bu
durum ise tipik bir dava yığılması durumuna işaret etmektedir.
1.2.İptali İstenilen Tasarruf Sayısı Bakımından
Tasarrufun iptali davasında alacaklı, borçlunun birden fazla kötüniyetli tasarrufunu aynı
yargılamaya dahil edebilir. Bu halde borçlu tarafından yapılan her bir tasarruf hakkında
değerlendirme diğerlerinden bağımsız olarak yapılır. Her bir tasarrufun gerçekleşme zamanı ileri
sürülen alacağın doğumu tarihi ile karşılaştırılarak dava ön koşullarının mevcudiyeti
tartışılmaktadır. Bu halde de alacaklı, birden fazla asli talebini bir arada sürdüğü için dava
yığılması söz konusu olmaktadır. Çünkü burada alacaklının asli talepleri bir veya birden fazla
alacağı karşısında birden fazla tasarrufun iptali istemidir. Her bir alacak ve tasarruf işlemi kendi
içerisinde kanuni koşulları taşıyıp taşımaması bakımından incelenecek ve sonucuna göre bir
karar kurulacaktır. Davacı birden fazla tasarrufun iptalini talep ediyorsa dilekçesinde bunların
hangileri olduğunu ve iptal dayanaklarını ayrı ayrı belirtmelidir. Son kısımda göreceğimiz üzere
tasarruflar hakkında ayrı ayrı harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelik kararlar
da birden fazla tasarrufun ileri sürülmesi halinde dava yığılması oluştuğuna işaret etmektedir.
1.3.Hem İleri Sürülen Alacak Sayısı Hem de İptali Talep Edilen Tasarruf İşlemi
Bakımından Dava Yığılmasının Söz Konusu Olduğuna İlişkin Görüşümüz
Birden fazla alacağını cebri icra yoluyla tahsil edemeyen alacaklı, borçlunun üçüncü kişiler
lehine yaptığı birden fazla tasarrufun iptalini talep etmesi halinde hem ileri sürülen talepler
açısından hem de iptali istenilen tasarruflar açısından bir dava yığılması durumu oluşmaktadır.
İleri sürülen her bir alacak iptali istenilen her bir tasarrufla karşılaştırılarak tasarrufun iptali
davasının kanuni unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilecektir. Örneğin davacı alacaklı
davaya iki ayrı icra takibi ve iptal istemine ise iki ayrı tasarrufu konu etmiş olsun. Yukarıdaki
anlatımlarımızdan yola çıkarak bu durumda ortada dört adet asli talep, yani dört adet dava
olduğunu söyleyebilir. Çünkü bir icra takibi, iki iptali istenilen tasarrufla birlikte
değerlendirilecek, şayet her iki tasarruf açısından da iptal hükmü kurulacak olursa alacaklı ilgili
4icra dosyası ile her iki tasarrufu kendisi açısından ve alacak miktarı kadarıyla geçersiz kılmış
olacaktır. Burada talepler hakkında verilen hükümler diğer hükümleri hiçbir şekilde
etkilememektedir. Birinin kabulü diğerinin reddine bağlanmamıştır. Her bir alacak ayrı ayrı her
bir tasarruf üzerinde etkili olabilmek için ileri sürülmektedir. Dolayısıyla her bir alacak için her
bir tasarruf üzerinde hüküm kurulması gerekmektedir. Bu durumda ise kanunun aradığı şekilde
dava yığılması söz konusu olmaktadır.
2.İPTAL DAVASINDA DAVA YIĞILMASI HALİNDE ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ
Hakların sınırlandırılmasında ulaşılmak istenilen amaç ile bu amacı gerçekleştirmeye yönelik
kullanılan araçların birbirleriyle orantılı olmasına Anayasa Hukukunda ölçülülük ilkesi
denilmektedir6
. Ölçülülük ilkesi özel hukukta “menfaatlerin dengelenmesi”, “tedbirde ölçülülük
ilkesi”, “aşkın haciz yasağı” gibi kavramlarla karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramlar işlerliği
sayesinde aralarında husumet bulunan tarafların hakları korunmaya çalışılmaktadır.
Tasarrufun iptali davalarında davacı alacaklının alacak miktarını aşan nitelikte borçlunun bir
veya birden fazla tasarrufunun iptalini istemesi durumunda bu istemin ölçülülük ilkesine
karşısındaki durumu tartışmaya şayandır. Alacaklının, takibin devamını sağlamak için iptal
davası açmakta hukuki menfaati olmakla birlikte borçlunun da alacak miktarı kadarıyla
malvarlığı ile sorumlu olduğu düşünüldüğünde burada bir menfaat dengesi kurulması gerektiği
ortadadır. Alacaklının, tek bir tasarrufun iptali ile alacağına kavuşabilmesi mümkün iken
borçlunun tüm kötüniyetli tasarrufları üzerinde cebri icra yetki kazanması hakkaniyet ve
menfaatlerin dengesi ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.85 uyarınca alacaklı alacak miktarını aşan şekilde borçlunun
mallarını haczedemez. Haczetmesi durumunda literatürdeki adıyla aşkın veya taşkın haciz
gündeme gelmektedir. Kanun koyucu anılan hükmüyle taraflar arasında bir menfaat dengesi
sağlamaya çalışmaktadır. Alacaklının alacağına kavuşması menfaatine olduğu gibi borçlunun da
alacak miktarını aşan değerdeki mallarına haczedilmesinde menfaatine aykırılık bulunmaktadır.
Yargıtay da birçok kararında ihtiyati haciz ile ilgili tedbirde ölçülülük ilkesinin uygulanması
gerektiğini ve verilen ihtiyati haciz kararıyla borçlunun tüm malvarlığının haczedilebilmesinin
hakkaniyete aykırı olacağına hükmetmiştir7
.
6 Sungurtekin Özkan, Meral; “İcra Hukukunda Oranlılık İlkesi”, (Prof. Dr. Turhan Tufan Yüce’ye Armağan, Dokuz Eylül
Üniversitesi Yayını, İzmir 2001, s. 177).
7 “Her ne kadar, geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati hacizde yakın ispat koşulu gerçekleşmişse de,
mahkemece ihtiyati haciz isteminin davalıların hangi taşınır ve taşınmaz malları ile hak ve alacaklarına ilişkin olduğu
somut olarak açıklatıldıktan sonra, davacının tazminat talebi ile orantılı ve borçluların ticari ve ekonomik hayatını
ağır şekilde etkilemeyecek biçimde "tedbirde ölçülülük" ilkesine uygun şekilde, belirlenecek mal varlıkları üzerinde
5Tasarrufun iptali davasında dava yığılması olması durumunda ölçülülük ilkesi değerlendirilecek
olursa burada iptali istenilen tasarruflar üzerinde durulması gerekecektir. Çünkü ileri sürülen
alacakların ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil edeceğinden söz edilmesi mümkün değildir. Şayet
tasarrufun iptali davasında bir dava yığılması da söz konusu değil ise bu durumda menfaat
dengesinden de söz edilemeyecektir. Çünkü alacaklı tek bir tasarrufu geçersiz kılarak alacağını
tahsil etmeye çalışmaktadır. Davacı alacaklının alacağına uygun bir tasarrufu davaya konu
etmesi haklarını engellenmesi sonucuna götürecektir. Ölçülülük ilkesi bakımından sorun
alacaklının borçlunun birden fazla tasarrufunu alacağı ile orantısız bir şekilde geçersiz kılmaya
çalışması halinde gündeme gelecektir. Kanaatimizce burada hakim alacak miktarı ile iptali
istenilen tasarrufların değerlerini karşılaştırarak aşkın haciz yasağı ve tedbirde ölçülülük
ilkelerinin dayanağı olan menfaatler dengesini kurmaya çalışacak ve şayet alacaklı alacağının
tümünü tek bir tasarruftan elde edebiliyorsa söz konusu tasarrufun iptaline karar verecektir. Aksi
halde borçlu ile üçüncü kişilerin hakları ölçüsüz bir şekilde ihlal edilmiş olacaktır.
3.DAVA YIĞILMASI HALİNDE YARGILAMA GİDERLERİ
Mahkemeler, gördükleri dava ve işlerden dolayı taraflardan ücret almazlar. Ancak davanın
yürütülebilmesi için yapılması gereken birtakım masraflar bulunmaktadır. Adaletin parası olsun
olmasın herkes için gerektiği düsturu ile bu masrafların taraflara yükletilmemesi gerektiği kabul
edildiği takdirde mahkemelere başvuru sayısından azımsanmayacak bir artış olacaktır. Bu durum
ise yargılamaların uzun sürmesi ve mahkemelerin dosya yığınları arasında kaybolması anlamına
gelecektir. Bununla birlikte masrafların taraflara yükletilmesi gerektiği kabulünün maddi olanağı
olmayanlar için sakınca doğuracağı da öngörülerek hukukumuzda adli yardım müessesesi de
mevcuttur.
Yargılama giderleri, davanın görülebilmesi ve sonuçlandırılabilmesi için tarafların ödemekle
yükümlü oldukları, yargılama harçları, posta giderleri, keşif giderleri, bilirkişi ücreti, tanıklık
ücreti, vekalet ücreti vd. giderlerden meydana gelmektedir. Taraflar çeşitli aşamalarda bu
masrafları ödemekle, davanın sonucuna göre ise bu masraflara ya katlanmakta ya da karşı
taraftan tahsiline yönelik karar alabilmektedirler.
bir ihtiyati hacize karar verilmesi gerekirken, bu ilkelere uygun düşmeyecek şekilde, talep edilen tazminat miktarı ile
sınırlı bile olsa, borçluların tüm menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarını
kapsayacak veya etkileyecek şekilde ihtiyaten haczine karar verilmesi usul ve yasaya açıkça aykırı olup bu husus
bozma nedenidir.” – Yargıtay 21. HD. 2016/7957 E. 2016/8366 K. 12.05.2016 T.
8 ALDEMİR, Hüsnü, Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, 3. Baskı, 2012, s.25
6Yargılama giderlerinden olan yargı harçları; başvurma harcı, celse harcı ve karar ve ilam
harcından meydana gelmektedir. Davanın ikamesi aşamasında davacı taraf, başvurma harcı ve
dava konusuna göre nispi veya maktu karar ve ilam harcının ¼’ünü tutarında peşin harç
ödemekle yükümlüdür. Karar aşamasında ise hesaplanan karar ve ilam harcında peşin harç
düşülmek suretiyle bir hesaplama yapılmaktadır.
Dava yığılması hukuki müessesi açısından yargılama giderlerini inceleyecek olursak, dava
yığılması halinde aslında ortada birden fazla asli talep, yani birden fazla dava vardır. Davacı
birden fazla asli talebini aynı yargılama faaliyeti içinde ileri sürerek dava sonucunda bu
taleplerini karşılayan birden fazla hüküm elde etmeye çalışmaktadır. Bu nedenle davacının her
bir asli talebi ve buna karşılık her bir hüküm açısından ayrı ayrı yargılama giderlerine
hükmedilmesi gerekmektedir. Ancak Yargıtay uygulamasında mahkemeye başvuru sürecinde
asli taleplerin sayısı gözetilmeksizin tek bir başvuru harcı ve kanunun öngördüğü şekliyle tek bir
gider avansı alınması gerektiği belirtilmektedir9. Davacının asli talebinin sayısı başvuru ve gider
avansı açısından bir kıstas olarak kabul edilmemektedir. Bu durum davaların yığılması hukuki
kurumunun usul ekonomisi amacına da hizmet etmektedir. Buna karşın karar ve ilam harcı, talep
konusuna göre nispi ve maktu olarak belirlendiği için burada her bir talep ayrı ayrı
değerlendirilecek ve taleplerin türü ve varsa değeri gözetilerek kanunun öngördüğü şekilde karar
ve ilam harcı harç alınacaktır. Taleplerin hepsinin nisbi harca tabi olması durumunda talep
değerlerinin ayrı ayrı harcandırılması veya toplamı üzerinden bir harç hesaplaması yapılması
arasında bir fark oluşmayacaktır. Ancak taleplerin tabi oldukları harç türü farklı olduğu zaman
bunlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Birden fazla maktu karar ve ilam harcına tabi talep bir
arada sunulduğunda her biri için ayrı ayrı maktu harç alınmadır. Keza Yargıtay da bu yönde
kararlar vermektedir10
. Bununla birlikte nisbi ve maktu harca tabi taleplerin bir arada ileri
sürülmesi durumunda veya taleplerden bir kısmının reddedilmesi durumunda her biri için ayrı
ayrı hesaplama yapılarak hükümde gösterilmesi daha doğru olacaktır11
.
9“Gerçekten öğretide “objektif dava birleşmesi/yığılması” olarak adlandırılan davacının birden fazla davasını tek
dava dilekçesi ile açması halinde, her bir davaya ait talep sonucunu açıkça ve ayrı ayrı dilekçede göstermesi gerekir
(KURU, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, 6.B., İstanbul 2001, s. 1604; ALANGOYA/YILDIRIM/DEREN-
YILDIRIM, s. 229). Bu takdirde, yatırılan başvurma harcının her bir davayı kapsadığı kabul edilir. Eş söyleyişle,
her bir talep için ayrı ayrı başvurma harcı değil tek bir başvurma harcı alınır.” - YARGITAY HUKUK GENEL
KURULU Esas Numarası: 2014/47 Karar Numarası: 2014/991 Karar Tarihi: 03.12.2014
10 “Ayrıca, davada objektif dava birleşmesi söz konusu olduğundan mahkemece haksız rekabetin önlenmesi talebi
yönünden maktu, tazminat talepleri yönünden nispi harç yatırılması gerekli olup” - YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2008/8717 Karar Numarası: 2010/149 Karar Tarihi: 11.01.2010
11 BULUT, Uğur, Davaların Yığılması (Objektif Dava Birleşmesi), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel
Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Programı Doktora Tezi, İzmir 2016, s.304
7Tasarrufun iptali davası, alacaklının icra marifetiyle alacağına kavuşmaması halinde borçlunun
üçüncü kişiler lehine yaptığı kötü niyetli tasarrufları konu edinmektedir. Burada davacının alacak
miktarı ve iptali istenilen tasarrufun değeri para ile ölçülebildiğinden tasarrufun iptali davaları
nispi harca tabiidir. Ancak burada karşımıza harcın hangi değer üzerinden alınması gerektiği
sorusu ortaya çıkmaktadır. Yargıtay birçok kararında tasarrufun iptali davalarında alacak miktarı
ile tasarrufa konu malların tasarruf tarihindeki değerinin karşılaştırılarak hangisinin değeri daha
az ise bu değer üzerinden harcın belirlenmesi gerektiğini hüküm altına almıştır12
.
Yukarıda bahsettiğimiz üzere tasarrufun iptali davalarında dava yığılması davaya konu alacak
sayısı ve iptali istenilen tasarruf sayısında meydana gelebilir. Birden fazla alacağın bir arada ileri
sürüldüğü durumlarda bu alacakların ayrı ayrı inceleme konusu yapılması gerektiğine
değinmiştik. Burada karşımıza birden fazla alacaktan birinin tasarrufun iptali davasının kanunda
düzenlenen ön koşulları taşınmaması veya alacak açısından iptal koşullarının sağlanamaması
sebebiyle reddedilmesi, fakat diğer alacakların kabul edilmesi durumunda harç ve vekalet
ücretinin nasıl hesaplanacağı sorunu karşımıza çıkmaktadır. Birden fazla alacağın, başka bir
deyişle icra takibinin iptal davasına konu edilmesi halinde her bir alacak için ayrı bir
değerlendirme yapılacağından ve her bir alacak için dava şartları ayrıca değerlendirileceğinden
alacaklardan birinin iptal davasının koşullarını sağlamadığına yönelik karar verilmesi
durumunda iptali istenilen tasarruf ve alacak miktarı karşılaştırılarak daha az değerde olan
üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmelidir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2002/5761 E. -
2003/1777 K. Sayılı kararında bu hususu “Kabul şekli itibariyle; tasarrufun iptali davalarında
mahkemece alınacak yargılama harcı ve takdir olunacak vekalet ücreti hesabında takibe
konulan alacağın miktarı ile tasarrufa konu edilen taşınmazın değerinden hangisi az ise o
miktarın esas alınması gerektiği gibi aslında birlikte açılmış ise de her takibin ayrı ayrı
nitelendirilerek harcın ve vekalet ücretinin takdiri gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan
hesaplama yapılması doğru olmamış kararın davalı Edip yararına bozulması uygun
bulunmuştur.” İfadeleriyle belirtmiştir.
Yine birden fazla tasarrufun iptale konu edilmesi halinde harç ve vekâlet ücretinin nasıl tespit
edilmesi gerektiği önem taşıyacaktır. Yukarıda belirttiğimiz üzere davacı alacaklının birden fazla
12 “Tasarrufun iptali davalarında harç ve vekalet ücreti hesaplanırken takip konusu alacağın miktarı ile tasarrufa
konu malın değerinden hangisinin az olduğu belirlenir ve o miktar üzerinden harçlandırma cihetine gidilir.
Mahkemece aciz belgesinde gösterilen değerden hesaplama harç ve vekalet ücretine hükmolunmuştur. Oysa itiraz
üzerine alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın değeri 14.800.000.000 TL. olarak belirlenmiştir. Bu
durumda mahkemece alınacak toplam harcın 799,20 YTL, vekalet ücretinin ise 1.600,00 YTL olması gerekirken
fazlaya hükmedilmesi yerinde olmamıştır.” - YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2007/2413 Karar
Numarası: 2007/3371 Karar Tarihi: 21.05.2007
8tasarrufun iptalini istemesi durumunda birden fazla asli talebi bulunmaktadır. Bu nedenle her bir
tasarrufun iptali istemi ayrı bir davadır. Bu nedenle her bir tasarruf hakkında verilen kabul veya
red hükmü hakkında ayrı ayrı harç ve vekâlet ücreti takdir edilmelidir. Yargıtay 17. Hukuk
Dairesi 2018/6101 E. – 2020/7591 K. sayılı kararında bu hususu kararında şu şekilde belirtmiştir.
“İptali istenen tasarrufların farklı olması halinde her bir tasarruf yönünden vekalet ücretinin de ayrı ayrı
belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda; dava konusu ...,... ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazın 1 nolu bağımsız
bölümü kaydında yer alan ipotek yükü ile birlikte davalı borçlu tarafından davalı ...’e devredildiği, davalı ... ’in kötü
niyetinin ispat edilmediği gibi gayrımenkulün ipotek yükü ile birlikte devredilmesi, gerçek değeri ile ipotek yükü ile
birlikte tapuda gösterilen değeri birlikte düşünüldüğünde bedel farkının da olmadığının anlaşılmasına göre iş bu
tasaruf yönünden davanın reddine, dava konusu ...,...,... plakalı araçlar ile dava konusu iş makinasının davalı
...Madencilik Nak. İş. Haf. Taah. San. Ve Tic. Ltd. Şti'nden davalı
...Nakliyat Mad. Ot. Hur. Tur. İnş. Pet. San. Tic. Ltd. Şti'ne ve bu şirketten de davalı ...'e satışına ilişkin tasarrufların
iptaline, dava konusu ... plakalı aracın gerçek satış bedeli olan 20.000,00 TL ve ... plaka sayılı aracın gerçek satış
bedeli olan 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL'nin ...'den tahsili ile davacıya verilmesine karar
verilmiştir. Dava konusu ... plakalı aracın iyi niyetli olduğu anlaşılan davalı ...’ya, ... plakalı aracın ise iyi niyetli
olduğu anlaşılan İlker’e devredilmesi sebebi ile davalı ...’nın tazminata ile yükümlü olmasına karar verilmiştir.
Dava konusu araçlar ile igili davacı lehine karar verildiğinin anlaşılmış olmasına göre bu araçlar yönünden davalı
... ve davalı ... lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde isabetsizlik bulunmadığından davalılar ...,...,... vekilinin
sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2- Dava konusu gayrımenkul ile ilgili tasarrufun iptali talebinin
reddine karar verildiğinin anlaşılmasına göre takip konusu alacak miktarı ile iptali istenen tasarrufun tasarruf
tarihindeki değeri karşılaştırılarak düşük olan değeri üzerinden davalı ... lehine vekalet ücretine hükmedilmesi
gerekirken davalı ...'e vekalet ücreti taktir edilmemesi de doğru görülmemiştir.”
919 “Somut olayda, davacılar birlikte açtıkları bu davada davalı borçlu ve davalı 3. kişi şirketler arasında yapılan
alacağın temlikine ilişkin tasarruf işleminin iptalini talep etmişler, mahkemece istek doğrultusunda karar
verilmiştir. Davacı alacaklılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmamakta olup, ihtiyari dava arkadaşı
durumunda bulunan davacıların her birinin davalı borçlu şirketten alacağının bulunduğu ve borçlu aleyhine takibe
giriştiği tartışmasız ise de, her bir davacı alacaklının takip dayanağı alacağın konusunun farklı olduğu ve alacağın
doğum tarihlerinin de farklılık arzettiği, bu anlamda uyuşmazlığın çözümü için her bir davacı alacaklı yönünden
borcun doğumu ve aciz hali gibi yukarıda anlatımı yapılan tasarrufun iptali şartlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi
gerektiği, yani her bir davacı yönünden dava konularının aynı sebepten doğmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca
HUMK'nın ihtiyari dava arkadaşlığını düzenleyen 43. maddesi, birden fazla kişilerin hangi hallerde birlikte dava
açabileceklerini iki ana başlık altında saymış ve şarta bağmıştır. İncelemesi yapılan davada ise söz konusu maddede
öngörülen koşulların mevcut olmadığı görülmektedir. Bu bakımdan aralarında mecburi dava arkadaşlığı
bulunmayan, tasarrufun iptali davasının kendine özgü bir dava oluşu ve her bir ihtiyari dava arkadaşı davacının
alacağı ve takibi yönünden iptal davasının şartlarının irdelenmesinin gerekliliği gözetilmeksizin ve HUMK'nın 43.
maddesindeki koşulların gerçekleşmediği dikkate alınmaksızın davanın yazılı şekilde birlikte yürütülüp
sonuçlandırılmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece yapılacak iş, birlikte açılan
davanın, her bir davacı yönünden ayrılmasına karar verilerek ayrı ayrı yürütülmesi ve yukarıda anlatımı yapılan
tasarrufun iptali davası şartlarının değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.” -
Yargıtay 17. HD. 2013/3542 E. 2013/9389 K. 20.06.2013 T.
10SONUÇ
Bu çalışmamızda tasarrufun iptali davası ve dava yığılması ayrı ayrı incelenmiş olup hangi
durumlarda tasarrufun iptali davalarında dava yığılması durumunun oluşabileceği
tartışılmıştır. Tasarrufun iptali davalarında dava yığılması, aynı alacaklının birden fazla
alacağı için aynı davalının bir ve/veya birden fazla kötü niyetli tasarrufunun iptalini istemesi
durumunda oluşmaktadır. İleri sürülen her bir alacak ve iptali talep edilen her bir tasarruf
müstakil olarak değerlendirmeye tabi tutulmalı ve davacının talebine göre ileri sürülen
alacakların iptali istenilen tasarruflar üzerinde etki doğurup doğurmayacağı
değerlendirilmelidir. Dava yığılması halinde ortada birden fazla dava bulunduğundan
yargılama giderleri de her bir dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
11KAYNAKÇA
EROĞLU, Orhan, Tasarrufun İptali Davası ile Muvazaa Davası ve Karşılaştırılması, 2. Baskı,
Ankara 2020
ERDÖNMEZ, Güray, Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan Tasarrufların İptali, 2. Bası,
İstanbul 2019
KIRTILOĞLU, S. Serhat. “Medeni Yargılama Hukukunda Objektif Dava Birleşmesi”. Erzincan
Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi XVIII, (Aralık 2014)
BULUT, Uğur, Davaların Yığılması (Objektif Dava Birleşmesi), Dokuz Eylül Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Programı Doktora Tezi, İzmir
2016
Sungurtekin Özkan, Meral; “İcra Hukukunda Oranlılık İlkesi”, (Prof. Dr. Turhan Tufan
Yüce’ye Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayını, İzmir 2001, s. 177-203).
ALDEMİR, Hüsnü, Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, 3. Baskı, 2012
Av. Muhammed Numan Güleç
Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar bilgilendirme amaçlıdır. Reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde algılanmamalı ve yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.