YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2017/11-56 E. - 2018/123 K. 07.02.2018 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRMESİ

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Esas Numarası: 2017/56

Karar Numarası: 2018/123

Karar Tarihi: 07.02.2018

"Taraflar arasındaki “ihtiyati haciz” talebinden dolayı yapılan yargılama sonunda Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince talebin reddine dair verilen 13.08.2014 gün ve 2014/665 D.İş., 2014/665 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 31.10.2014 gün ve 2014/15282 E., 2014/16541 K. sayılı kararı ile, (…İhtiyati haciz talep eden vekili, müvekkili bankaya karşı taraf ... Otomotiv Nak. Pet. Ür. Konf. Koz. San.Tic. Ltd. Şti. tarafından tahsil edildiğinde borcuna mahsup edilmek üzere Olgun İçecek Dağıtım Gıda Nak. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından keşide edilen 71.150 TL bedelli, 10.8.2014 keşide tarihli bir adet çekin teslim edildiğini, çek bedelinin gününde ödenmemiş olup, karşılıksız çıktığını, borçluların ödeme güçlüğünde olup, mallarını kaçırma girişiminde bulunduklarının istihbar edildiğini, rehinle de teminat altına alınmamış olan alacak yönünden İİK'nın 257. maddesindeki şartların gerçekleştiğini ileri sürerek, borçluların menkul ve gayrimenkulleri ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece iddia ve dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, gerek 6762 sayılı gerekse de 6102 sayılı TTK'da poliçe hakkındaki hükümlerden hangilerinin çek hakkında uygulanacağının tek tek sayılmış olup, her ikisinde de poliçe hakkında düzenlenmiş olan eski TTK 601. veya yeni TTK 689. maddelerine atıf yapılmadığı, yani çekin rehin cirosu ile devrinin mümkün olmadığı ve rehin cirosu ile çeke hamil olana çekin bir hak bahşetmeyeceği, çekin rehin cirosu ile devri yasak olduğundan hamilin bir hak iddiasında bulunamayacağı, bonoda ise çektekinin aksine poliçedeki rehin cirosuna açık atıf yapıldığından bononun rehin cirosu ile devrinin mümkün olduğu, ihtiyati haciz talebinin çeke dayalı olup, TTK'nın açık ve emredici hükümleri ile benimsenen yerleşik Yargıtay kararları gereğince ihtiyati haciz talebine dayanak olan çekin ihtiyati haciz isteyen alacaklıya rehin cirosu ile geçtiği ve çekin rehin cirosu ile devrinin yasak olduğu, esasen bankaların müşterilerine kullandırdığı krediler nedeniyle müşterilerinden ciro yoluyla edindikleri çeklerin temlik veya tahsil cirosu olamayacağı, çünkü bankaların mal/emtia satan değil, kredi kullandıran kuruluşlar olup, kredinin teminatı olmak üzere kredi müşterilerinden ciro yoluyla çekleri aldıkları ve bu ciroların da olsa olsa rehin cirosu olduğu gerekçesiyle, ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı, ihtiyati haciz talep eden vekili temyiz etmiştir.

Talep, çeke dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, ihtiyati haciz istemine konu çekte, ihtiyati haciz talep eden temlik cirosuyla hamil olup, çeki rehin cirosuyla aldığına dair bir beyanı da bulunmadığından ve çek üzerinde rehin cirosu da olmadığından, mahkemece İİK'nın 257. maddesindeki ihtiyati haciz şartlarının oluştuğu nazara alınmak suretiyle bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.) gerekçesiyle ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki tüm bilgi ve belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Talep ihtiyati haciz kararı verilmesi istemine ilişkindir.

 Mahkemece ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir. İhtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kredi borçlusu tarafından, herhangi bir kayıt konulmaksızın yapılan ciro ile bankaya verilen çek üzerindeki cironun hangi amaçla yapıldığı (temlik, tahsil, rehin vs.) ve burada varılacak sonuca göre banka lehine ciro edilen çeke dayalı olarak ihtiyati haciz kararı verilmesine ilişkin yasal şartların (İİK. m. 257) oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 258. maddesi hükmü uyarınca ihtiyati haciz talebini reddeden yerel mahkeme kararının bozulmasına ilişkin Yargıtay Özel Daire kararına karşı direnme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp tartışılmıştır. Ön sorunun çözümü için uygulanması gereken mevzuatın açıklanmasında yarar vardır.

İhtiyati hacze ilişkin yasal düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 257 ilâ 268. maddeleri arasında yer almaktadır. Bilindiği üzere rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan mallarını, alacaklarını ve diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir (İİK. m. 257). Eldeki uyuşmazlık ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin hükmün temyizine yönelik olup, bu husustaki düzenleme İİK’nun 258. maddesinde yer almaktadır. Anılan kanun hükmü aynen; “İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. İhtiyatî haciz talebinin reddi halinde alacaklı istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” şeklindedir. Kanun hükmünde bölge adliye mahkemesinin verdiği kararın kesin olacağı açıkça belirtilmiş durumdadır.

Şu durumda ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin mahkeme kararına karşı, alacaklı tarafından istinaf (eldeki dosya bakımından temyiz) kanun yoluna başvurulması üzerine, Özel Dairece verilen bozma kararı, İİK’nun 258. maddesi gereğince kesindir. Kesin nitelikteki bu bozma kararına karşı yerel mahkemece direnme kararı verilmesi usulen olanaklı değildir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.07.2013 gün ve 2013/11-38 E., 2013/1061 K.; 24.12.2014 gün ve 2014/11-565 E., 2014/1079 K.; 04.11.2015 gün ve 2014/11-559 E., 2015/2409 K.; 13.04.2016 gün ve 2014/11- 575 E., 2016/509 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.

Hâl böyle olunca ihtiyati haciz kararlarının acil sonuçlar doğuran niteliği gereği kanun koyucunun iradesinin nazara alınmasının gerektiği, istinaf mahkemesinin vereceği kararın kesin olması karşısında, bu konuda Yargıtay tarafından verilen kararın da kesin olacağı ve İİK’nun 265. maddesinde de bu yönde düzenleme bulunduğu, ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin karara karşı yapılan kanun yolu başvurusu sonucu verilen bozma kararının kesin olduğuna karar verilmiştir. O hâlde kesin nitelikteki Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: İhtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına 07.02.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.”

Değerlendirmesi yapılacak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına konu yerel mahkeme dosyasında ihtiyati haciz isteyen taraf özetle; müvekkili bankanın aleyhine ihtiyati haciz istenilen şirketin borcundan mahsup etmek üzere teslim aldığı çekin karşılıksız çıktığını ve İİK’nın 257. Maddesinin şartlarının gerçekleştiğini ileri sürerek borçlunun mallarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme, çekin rehin cirosu ile devrinin mümkün olmadığı, bankaların müşterilerine kullandırdığı krediler sebebiyle müşterilerinden ciro yoluyla edindikleri çeklerin temlik veya tahsil cirosu olamayacağı, çünkü bankaların kredi kullandıran kuruluşlar olup çekleri rehin cirosu ile edindikleri gerekçeleriyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermiştir. Kararın ihtiyati haciz talep eden vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 31.10.2014 gün ve 2014/15282 E., 2014/16541 K. Sayılı kararı ile çek üzerinde rehin cirosu olmayıp ihtiyati haciz talep edenin temlik cirosuyla çekin hamili olduğu, rehin cirosu ile edindiğine dair bir beyanının da olmadığı için İİK’nın 257. Maddesindeki şartların oluşması sebebiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur. Dosyanın geri çevrilmesi üzerine yapılan yeniden yargılamada yerel mahkeme önceki kararında direnmiştir. Direnme kararı sonucunda dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Hukuk Genel Kurulu uyuşmazlığın çözümüne geçmeden önce İİK’nın 258. Maddesi uyarınca ihtiyati haciz talebini reddeden yerel mahkeme kararının bozulmasına dair Özel Daire kararına karşı yerel mahkemenin direnme kararı verebilmesinin mümkün olup olmadığını ön sorun olarak ele almıştır. Kurul, İİK’nın 258. Maddesinin açık hükmü gereğince ihtiyati haciz talebinin reddine dair verilen mahkeme kararına karşı alacaklının kanun yoluna başvurması üzerine Özel Dairece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmasından sonra İstinaf Mahkemesince verilen bozma kararlarına karşı yerel mahkemenin direnme kararı vermesinin usulen olanaklı olmadığını, ihtiyati haciz kararlarının acilen çözümlenmesi gereken niteliği gereği kanun koyucunun iradesinin dikkate alınması gerektiğini, istinaf mahkemesinin vereceği kararın kesin olması karşısında Yargıtay tarafından verilen kararlarında da kesin olacağını ve İİK’nın 265. Maddesinde de bu yönde bir düzenlenmenin mevcut olduğunu ve ihtiyati haciz talebinin reddine dair karara karşı yapılan kanunu yolu başvurusu sonucu verilen bozma kararının kesin olduğunu belirterek yerel mahkemenin direnme kararının usulden bozulmasına karar vermiştir.

Uyuşmazlığa uygulanacak kanun maddesi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İhtiyati Haciz Kararı” başlıklı 258. Maddesidir. Anılan kanun maddesine 17.07.2003 tarihli 4949 sayılı Kanun’un 60. Maddesi ile “İhtiyatî haciz talebinin reddi hâlinde alacaklı kanun yoluna başvurabilir.” Fıkrası eklenmiştir. 02.03.2005 tarihli 5311 sayılı Kanun’un 16. Maddesi ile işbu fıkra “İhtiyatî haciz talebinin reddi halinde alacaklı istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” Şeklinde değiştirilmiştir. Aynı Kanun’un 29. Maddesi ile İİK’ya eklenen Geçici 7. Maddesinde ise “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar İcra ve İflâs Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümleri uygulanır.” Hükmü yer almaktadır. Son olarak ise 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı Kanun’un 50. Maddesi ile “İhtiyati haciz talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruları öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” şeklinde değişikliğe uğrayıp günümüzdeki halini almıştır. Yapılan kanun değişikliklerinden anlaşılacağı üzere 4949 sayılı Kanun ile eklenen kanun maddesinden önce ihtiyati haciz talebinin reddine dair verilen yerel mahkeme kararına karşı kanun yoluna başvurma olanağı bulunmamaktaydı. Yerel mahkeme kararı kesin hüküm teşkil etmekteydi. 4949 sayılı Kanun ile eklenen kanun maddesinden sonra ise ihtiyati haciz talebi reddedilen alacaklı yerel mahkemenin bu kararını kanun yoluna taşıyabilme imkanına sahip olmuştur. Anılan fıkrada Yargıtay’ın önüne gelen ihtiyati haciz talebinin reddi kararına karşı vereceği bozma kararın kesin olduğuna dair bir düzenleme bulunmadığından yerel mahkeme Özel Dairelerin verdiği bozma kararlarına karşı direnme kararı alabilmekteydi. Keza Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2005/576 E. 2005/638 K. 23.11.2005 tarihli kararında “Önemle vurgulanması gereken yön, 258. maddede alacaklının ret kararına karşı kanun yoluna gidebileceğinin belirtilmesiyle yetinilmiş ve bu yola başvurulması halinde, Yargıtay’ca verilecek kararın kesin olup olmayacağı konusunda herhangi bir hüküm getirilmemiş olmasına karşın; 265. maddede, itirazın reddi kararının temyizi üzerine verilecek Yargıtay kararının kesin olduğunun açıkça belirtilmiş bulunmasıdır. Kanun koyucunun, 265. maddede öngördüğü kesinliği (itirazın reddi kararının temyizi sonucunda verilecek Yargıtay kararının kesin olduğuna dair hükmü), eğer iradesi bu yönde oluşsaydı, 258. madde bakımından da öngörebileceği, buna hukuken ve kanun yapma tekniği açısından herhangi bir engel bulunmadığı kuşkudan uzaktır. Buna rağmen, her iki hüküm arasında açıklanan biçimde bir farklılık oluşturulması, kanun koyucunun tercihini bilinçli olarak bu yönde kullandığını göstermektedir.” Bu hususu açıklığa kavuşturmuştur. Sonuç olarak 17.07.2003 tarihli 4949 sayılı Kanun’un 60. Maddesi ile eklenen kanun maddesinden sonra ihtiyati haciz talebi reddedilen alacaklı kanun yoluna başvuru imkanı kazanmış ve Özel Dairece verilen bozma kararının kesin olup olmadığına dair bir düzenleme bulunmadığından yerel mahkemelerin direnme kararı verebilmeleri mümkün kılınmıştır. 5311 sayılı Kanun ile değişikliğe uğrayan İİK’nın 258. Maddesinde ihtiyati haciz talebinin reddi halinde alacaklının istinaf yoluna başvurabileceği ve istinaf mahkemesinin bu başvuru sonucunda vereceği kararın kesin hüküm teşkil edeceği ifade edilmiştir. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Bölge Adliye Mahkemeleri henüz kuruluşlarını tamamlayıp göreve başlamadığından aynı Kanun’un 29. Maddesi ile İİK’ya eklenen Geçici 7. Madde ile istinaf mahkemelerinin göreve başladığı tarihe kadar değişiklikten önceki temyiz hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Anılan kanun maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlayacağı tarihe kadar 4949 sayılı Kanun’un 60. Maddesi ile İİK’nın 258. Maddesine eklenen fıkrada alacaklıya tanınan ret kararı üzerine kanun yoluna başvurma hakkının karşılığını Yargıtay’a temyiz itirazında bulunma hakkı olacaktır. 5311 sayılı Kanun’la İİK’nın 258. maddesinde yapılan Bölge Adliye Mahkemelerinin verdiği kararların kesin olduğuna ilişkin değişiklik ise Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasına kadar Yargıtay’ın verdiği bozma kararların da kesin hüküm teşkil edeceği sonucuna götürmektedir. Sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlayacağı tarihe kadar ihtiyati haciz talebinin reddi kararına karşı temyiz yoluna başvurulabilir ve Yargıtay’ın itiraz üzerine verdiği bozma kararları kesin hüküm oluşturur. Dolayısıyla yerel mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına karşı direnme kararı veremez. Bu husus incelediğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında “istinaf mahkemesinin vereceği kararın kesin olması karşısında, bu konuda Yargıtay tarafından verilen kararın da kesin olacağı” ifadeleri ile açıklığa kavuşturulmuştur. 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı Kanun’un 50. Maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda İİK’nın 258. Maddesi son halini almıştır. İşbu değişiklik ile önceki değişiklikten farklı olarak ihtiyati haciz talebinin reddi kararının gerekçeli olarak verilmesi ve aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen tarafın da istinaf yoluna başvurabileceği düzenlenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında yapılan değişikliklerle kademeli olarak ihtiyati haciz talebinin reddi kararına karşı önce kanun yoluna başvuru imkanı tanınmış, sonrasında ise üst mahkemelerin verdiği kararların kesin olacağı hüküm altına alınmıştır. İhtiyati haciz taleplerinin acele olarak çözümlenmesi gerek işlerden olduğu düşünüldüğünde ihtiyati haciz talebinin reddi üzerine Yargıtay’ın vereceği bozma kararın kesin hüküm teşkil edeceği yönündeki düzenleme ile incelemesi yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının yerinde olduğu düşüncesindeyim. Çünkü bozma kararı üzerine yerel mahkemenin direnme kararı verebildiği ihtimalde doğal olarak yargılama da uzayacağından ihtiyati hacizle korunmak istenen menfaat çoğu zaman uzayan yargılama sürecinde ortadan kalkacaktır. Bu sebeple kanun koyucu ihtiyati haciz taleplerinin öncelikli olarak çözümlenmesi gerektiğini düzenlemiş ve buna uygun olarak da kanun yolu mahkemelerinin verdiği kararların kesin olduğunu hüküm altına alarak yerel mahkemelerin bozma kararına karşı direnme kararı veremeyeceklerini işaret etmiştir.

Av. Muhammed Numan Güleç

 

Yol Tarifi