Av. Muhammed Numan GÜLEÇ
Yukarıda numarası verilen Yargıtay Genel Hukuk Kurulu kararına konu yerel
mahkeme dosyasında davacı taraf özetle; davalı eşi tarafından diğer davalı banka lehine aile
konutu üzerine ipotek tesis edildiğini, TMK'nın 194. Maddesi gereğince malik olmayan eşin
açık rızasının alınmaması sebebiyle ilgili ipoteğin geçersiz olduğunu ve ipoteğin kaldırılarak
söz konusu taşınmazın tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasını talep etmiştir. Davalı
banka, tapu sicilinde aile konutu şerhi bulunmadığını ve ayrıca bu durumun bilinmediğini,
ipotek tesis işleminden uzun bir süre sonra açılan davanın bir hakkın kötüye kullanılması
kapsamında olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel
mahkemece kabul edilen dava Özel Daire tarafından; davalı bankanın kötü niyetli olduğunu
ileri süren davacı tarafın bu iddiasını kanıtlaması gerektiğini, banka tarafından yapılan
değerlendirme raporu sırasında davacı ve çocuklarının hazır bulunduğunu, bu sebeple ipotek
tarihinden üç yıl geçmesinden sonra bankanın kötü niyetli olduğunu ileri sürülerek dava
açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek dosyayı bozmuş ve
yerel mahkemeye göndermiştir. Yerel mahkemenin önceki kararında direnmesi sonucunda
dosya Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. Hukuk Genel Kurulu; tapu sicilinde aile konutu
şerhi olmasa da bunu bilebilecek durumda olan kişinin iyi niyetinin korunamayacağı,
bankanın ilgili taşınmaza dair değerlendirme raporunda taşınmazın mesken vasfında olduğunu
tespit ettiğini, buna karşın malik olmayan eşin açık rızasını almaması sebebiyle kurulan
ipoteğin geçersiz olacağını hükme bağlayarak Özel Dairece bozulan yerel mahkemenin
direnme kararını onamıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunmayan
taşınmazın üzerine malik olmayan eşin açık rızası alınmadan ipotek tesis eden bankanın iyi
niyetli olup olmadığı ve sonuca göre söz konusu ipoteğin kaldırılıp kaldırılamayacağı
üzerinedir. Uyuşmazlığın çözümünde başvurulacak mevzuat hükümleri 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu'nun 193, 194 ve 1024 madde numaralı hükümlerdir. Ayrıca aynı kanunun
2/2. ve 3. maddeleri de dürüstlük ve iyi niyet kavramlarını açıkladığı için yol gösterici
olacaktır.
TMK'nın 193. Maddesini uyarınca eşler, birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki
işlem gerçekleştirebilirler. Fakat bu tasarruf özgürlüğüne 194. Madde ile bir sınırlama
getirilmiştir. Bu maddeye göre aile konutu ile ilgili tasarrufların geçerli olabilmesi için diğer
eşin açık rızası aranmaktadır. Kanun koyucunun "açık rıza" ibaresini kullanarak özel bir rıza
türüne işaret ettiğini ve bu ibarenin kullanılması sebebiyle aile konutu üzerinde kanunda
sayılan hukuki işlemlerin geçerliliği açısından zımni rızanın veya onaylamanın kabul
edilemeyeceğini düşünmekteyim. Bu sebeple aile konutu üzerinde işlem gerçekleştirerek hak
elde etmek isteyen üçüncü kişi, diğer eşin rızasını sormalı ve açıkça onayını almalıdır. Şayet
taşınmazın tapu sicilinde aile konutu şerhi bulunmuyorsa ve üçüncü kişi taşınmazın aile
konutu olduğunu bilmiyor veya bilebilecek konumda değilse bu durumda üçüncü kişinin elde
ettiği mülkiyet veya bir başka ayni hakkı TMK'nın 1024. Maddesi gereğince korunacaktır.
Çünkü hukukumuzda tapu siciline güven ilkesi esas alınmaktadır. Ancak ilgili kanun maddesi
gereğince tapu siciline dayanarak ayni hak tesis edilebilmesi, kazanım sağlayan kişinin iyi
niyetli olması koşuluna bağlanmıştır. TMK'nın 3. Maddesi, kanunun iyi niyete hukuki sonuç
bağladığı durumlarda aslolanın iyi niyet olduğunu fakat durumun gereklerine göre
kendisinden beklenilen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyetli sayılamayacağını hükme
bağlamıştır. Bu maddeden hareketle iyi niyet kavramı, bir hakkı elde etmeye veya hukuksalbir
durumun ortaya çıkmasına engel olan bir olgunun varlığını veya yokluğunu bilmeme veya
istese de bilemeyecek durumda olma hali olarak ifade edilmektedir. TMK'nın 2/2. Maddesi
ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukukumuzca korunamayacağını belirtmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ve Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı
değerlendirilecek olursa davalı bankanın ipotek tesisi işleminde iyi niyet hükümlerinden
yararlanamayacağı görüşündeyim. Zira davalı banka ilgili taşınmaza ilişkin değerlendirme
raporu düzenlerken taşınmazın mesken vasıflı olduğunu ve bu amaçla kullanıldığını tespit
etmiştir. Ayrıca değerlendirme raporu hazırlanırken davacı eşin ve çocuklarının hazır
bulunduğu da dava dosyasında belirtilmektedir. Hal böyle iken taşınmazın aile konutu olduğu
açıkça ortadadır. Dolayısıyla tapu sicilinde aile konutu şerhi bulunmasa da davalı banka söz
konusu taşınmazın aile konutu olduğunu bildiği veya bilebilecek konumda olduğu için tapu
sicilinde bu yönde bir şerh olmadığı olgusuna dayanarak ayni hak kazanamaz. Sonuç olarak
iyi niyetli olmayan davalı bankanın lehine ipotek tesis edebilmesi için malik olmayan eşin
rızasını alması gerekmektedir. Her ne kadar Özel Daire, davacı eşin değerlendirme raporunun
hazırlanması esnasında hazır bulunduğunu, buna karşın uzun bir süre geçtikten sonra
TMK'nın 194. Maddesine dayanarak ipoteğin kaldırılması davası açmasının TMK'nın 2.
Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca bir hakkın kötüye kullanılması kapsamına gireceğini belirterek
yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğine hükmetmişse de bu karara katılmamaktayım.
Davacı eş, ipotek tesisi işleminin geçerliliği için rızasının arandığını bilemiyor olabilir. Bu
mevzuat hükmünü aile konutunun icra ile satışa çıktığı sırada öğrenmiş ve akabinde kanun
yoluna başvurmuş olabilir. Fakat davalı bankanın söz konusu taşınmazın aile konutu nitelikli
olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu, bu sebeple malik olmayan eşin rızasını
almalarının zorunlu olduğu açıkça ortadadır. İlk ihmali davranış da malik olmayan eşin
rızasının sorulmaması sebebiyle davalı banka tarafından gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla
davacı eşin uzun bir süre geçtikten sonra dava açması bir hakkın açıkça kötüye kullanması
kapsamında değerlendirilemez. Tüm bu sebeplerle işbu Yargıtay Genel Kurulu kararına
katılmaktayım.
Av. Muhammed Numan Güleç
Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar bilgilendirme amaçlıdır. Reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde algılanmamalı ve yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.