T.C.
YARGITAY
. Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/2629
Karar No: 2018/1489
Karar Tarihi: 23.10.2018
YARGITAY KARARI
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 6. İş
Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.02.2013 tarih ve 2011/90 E., 2013/113 K.
sayılı kararın temyizen incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk
Dairesinin 25.04.2014 tarih ve 2013/14770 E., 2014/9791 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili, müvekkilinin 20.07.1998-30.06.2008 tarihleri arasında davalı bankanın Göktürk
Kemerburgaz şubesinde grup müdürü olarak çalıştığını, yoğun psikolojik baskı altına alınarak işten
çıkmaya zorlandığını, bu baskıya dayanamayan davacının istifa ettiğini belirterek kıdem tazminatı ve
fazla mesai alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının tek taraflı iradesi ile istifa ederek işten ayrıldığını, davacının kıdemi,
pozisyonu ve aldığı ücret değerlendirildiğinde banka tarafından iş sözleşmesini feshe zorlayacak
herhangi bir durumun sözkonusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Mahkeme kararı taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının
tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki iş ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği konusunda uyuşmazlık
bulunmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı 30.06.2008 tarihinde düzenlediği dilekçesinde işten istifa ederek
ayrıldığını belirtmiştir. Davacı söz konusu belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmiş,
ancak yoğun psikolojik baskı altına alınarak işten çıkmaya zorlandığını, bu baskıya dayanamayarak
istifa ettiğini ileri sürmüştür. Davacının anılan belge hakkındaki iddiasını doğrulayan, işten ayrılma
iradesini bozan herhangi bir olgu dosya kapsamı itibariyle mevcut değildir. Davacı istifa dilekçesini
baskı altında imzaladığını kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca davacının kıdem tazminatı isteminin
reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir...”
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda
mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /6HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve
dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalı işveren tarafından yoğun psikolojik baskı uygulanmak suretiyle
işten çıkması için zorlandığını, bu baskılara dayanamayarak istifa etmek zorunda kaldığını, fazla
çalışma ücreti ile kıdem tazminatının ödenmemesi sebebiyle bu davanın açıldığını ileri sürerek, kıdem
tazminatı ve fazla çalışma alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin herhangi bir zorlaması olmaksızın davacının kendi iradesi ile istifa ederek
iş yerinden ayrıldığını, davacıyı iş sözleşmesini feshetmeye zorlayacak herhangi bir durumun
bulunmadığını, davacının, işyerindeki unvanı, tecrübesi, eğitim durumu dikkate alındığında yazdığı
belgenin anlamını kavrayabilecek vasıflara sahip olduğunu, fazla çalışma alacağının da bulunmadığını
bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının istifa ederek işyerinden ayrıldığının davalı tarafından ispatlanamadığı, on yıla
yakın hizmeti bulunan davacının tazminat hakkından vazgeçecek şekilde davranmasının hayatın olağan
akışına aykırı olduğu, davacının istifa dilekçesinde yasal haklarını saklı tuttuğu, ücret alacağı da
bulunan davacının tazminata hak kazanacak şekilde haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiği
gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece, davacının istifa ederken saklı tutacağı hakların başında çalışmalarının karşılığı olan
ücretler ile tazminat alacaklarının geldiği, davacının davalı iş yerinde fazla çalışma yaptığının tespit
edildiği, davalı tarafça fazla çalışma ücretlerinin ödendiğine dair hukuken geçerli belge veya makbuz
sunulmadığı, davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/2-e bendi uyarınca derhal fesih hakkını
kullandığından kıdem tazminatı talep hakkının doğduğu, salt istifa dilekçesinde psikolojik baskıdan
bahsedilmiş olması nedeniyle işverenin kıdem tazminatından sorumlu tutulmamasının hukuka uygun
bulunmadığı gerekçesiyle ve önceki gerekçeler de eklenmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda iş sözleşmesinin davacı
işçi tarafından istifa etmek suretiyle haklı neden olmaksızın mı yahut ödenmeyen fazla çalışma ücreti
bulunduğundan bahisle haklı nedenle mi feshedildiği, burada varılacak sonuca göre davacının kıdem
tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, 4857 sayılı İş Kanunu’nda kıdem tazminatı ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiş,
sadece Kıdem Tazminatı Fonu kurulması öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120’nci maddesi
ile de 25.08.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesi dışındaki diğer maddeleri
yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, Kıdem Tazminatı Fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe
kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesi hükümlerine göre kıdem
tazminatı hakları saklı tutulmuştur (4857 sayılı İş Kanunu Geçici Madde 6).
1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine göre kıdem tazminatı, Kanunda belirtilen asgari bir
çalışma süresini dolduran işçinin, iş sözleşmesinin yine Kanunda sayılan nedenlerden biriyle son
bulması hâlinde işveren tarafından işçiye ya da mirasçılarına yapılan bir ödeme şeklidir. Kanunda,
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /6işçinin ölümü nedeniyle iş sözleşmenin son bulması hâlinde, kıdem tazminatının mirasçılarına
ödeneceği açık bir şekilde belirtilmiştir.
İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için, iş sözleşmesinin Kanunda belirtilen fesih hâlleri
veya işçinin ölümü ile sona ermesi ve işçinin en az bir yıl çalışmış olması gerekmektedir. Bu koşulların
gerçekleşmesi hâlinde işçiye, işe başladığı tarihten itibaren iş sözleşmesinin devamı süresince her
geçen tam yıl için otuz günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de
aynı oran üzerinden ödeme yapılır.
İş sözleşmesini sona erdiren en önemli sebeplerden biri fesihtir. Fesih, sürekli (belirli ya da belirsiz
süreli) bir iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesi ile sona erdiren, tek taraflı ve karşı
tarafa ulaşması gerekli bozucu yenilik doğuran bir haktır. Dolayısıyla fesih karşı tarafa ulaştığı andan
itibaren hüküm ve sonuçlarını doğuran, karşı tarafın kabulünü gerektirmeyen bir irade açıklamasıdır
(Senyen Kaplan, E. Tuncay: Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Haksız Feshinin Hüküm ve Sonuçları, Sicil
İş Hukuku Dergisi, Yıl 2016, Sayı 36, s.23).
Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup, bu beyan belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinde süre
verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli
sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona
erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi, sözleşmeyi belirli bir
sürenin geçmesiyle ya da derhal sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade
beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur.
İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukuki
niteliği itibariyle fesih bildirimi yenilik doğuran bir hak olduğundan beyanın karşı tarafa ulaşması ile
sonuç doğuracağından karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Bozucu yenilik doğurucu bir hakkın
kullanımı olan fesih bildirimi ile iş sözleşmesi sona ereceğinden, bildirimin belirli ve açık şekilde
yapılması gerekmektedir. Bu nedenle fesih bildiriminde bulunan taraf ileri sürdüğü sözleşmeyi sona
erdirme nedeni ile bağlı olup bildirdiği fesih nedenini sonradan değiştirmesi mümkün değildir.
İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal fesih hakkı 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24’üncü maddesinde
düzenlenmiştir. İşçinin süreli fesih bildiriminin kanuni düzenlemesi ise aynı Kanun'un 17’nci
maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Kanunda işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir.
İşçinin haklı bir sebebe dayanmadan ve bildirim süresi tanımaksızın iş sözleşmesini feshetmesi istifa
olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.
Somut uyuşmazlıkta, 20.07.1998 tarihinden itibaren davalı işveren yanında çalışmakta olan davacı işçi,
30.06.2008 tarihli dilekçesi ile tüm hakları saklı kalmak kaydıyla herhangi bir gerekçe belirtmeden
istifa ettiğini bildirerek iş sözleşmesini derhal feshetmiştir. Davacı vekili dava dilekçesi ile
müvekkilinin yoğun psikolojik baskı altına alınarak işten çıkması için zorlandığını ve baskılara
dayanamayan müvekkilinin istifa ettiğini ileri sürmüş, davalı işveren ise davacının istifa ederek işten
ayrıldığını savunmuştur. Bu açıklamalar karşısında belirtmek gerekir ki, iş sözleşmesinin davacı işçi
tarafından feshedildiği çekişmesiz olup, kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için davacının,
istifasının haklı bir nedene dayandığını kanıtlaması gerekmektedir. Bununla birlikte iş sözleşmesini
fesheden tarafın bildirmiş olduğu fesih sebebi ile bağlı olduğu gözetildiğinde, davacı yoğun psikolojik
baskının fesih için haklı gerekçe teşkil ettiğini ortaya koymalıdır.
Öncelikle yukarıda da açıklandığı üzere davacı fesih sebebi ile bağlı olduğundan, direnme kararında
yer alan ücret alacağı bulunan işçinin feshinin haklı sebebe dayandığı gerekçesinin isabetli olmadığını
ifade etmek gerekmektedir. Diğer taraftan, işyeri sicil dosyası içeriği, tanık beyanları ve davacı
tarafından dayanılan deliller, davacının iş sözleşmesini davalı işverenin psikolojik baskısı nedeniyle
haklı nedenle feshettiğini kanıtlar nitelikte değildir. Ayrıca işveren tarafından davacının çalıştığı
işyerlerinin değiştirilmesi hususu da davacı tarafından fesih gerekçesi yapılmadığı için haklı neden
teşkil etmemektedir.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 3 /6Tüm bu açıklamalar karşısında, davacı işçi tarafından iş sözleşmesi feshedilmesine karşın, haklı neden
kanıtlanamadığından direnme kararının bozulması gerekmektedir.
Öte yandan, dava ve ıslah ile talep edilen fazla çalışma alacağının bir kısmının zamanaşımı sebebiyle
reddedilmesine göre, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi de hatalıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının birden fazla ve son altı ay içerisinde
işyerinin değiştirilmesinin iş şartlarında esaslı değişiklik olduğu, işyerinin değiştirilmesi ve disiplin
cezası uygulamasının işçi açısından psikolojik taciz boyutunda olmasa bile bir baskı olduğu, gerek
fazla çalışma ücretinin ödenmemesi ve gerekse iş şartlarında esaslı değişikliğin işçi açısından iş
ilişkisini dürüstlük kuralı kapsamında çekilmez hâle getirdiği, işçi açısından haklı fesih nedenlerinin
bulunduğu, davacı işçinin fesih bildiriminde yasal haklarını saklı tuttuğu, buna göre haklı fesih nedeni
ile kıdem tazminatı ve işçilik alacaklarını talep etme iradesinin açık olduğu, bu nedenle direnme
kararının yerinde bulunduğu ve mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, Kurul
çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından hükmün Özel Daire
bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilave nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma
kararında gösterilen ve yukarıda belirtilen ilâve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde
temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23.10.2018
tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire konusunda temel uyuşmazlık, iş sözleşmesinin davacı
tarafından istifa edilmek suretiyle haklı sebep olmaksızın mı yahut ödenmeyen fazla çalışma ücretinin
olduğundan bahisle haklı sebeple mi feshedildiği, burada varılacak sonuca göre davacının kıdem
tazminatına hak kazanıp kazanamadığı noktasında toplanmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, yaklaşık 10 yıldır çalışan işçi, iş sözleşmesini 10.06.2018 tarihli dilekçesi ile
“20.07.1998 tarihinde başladığı görevimden 30.06.2008 tarihi itibari ile istifa ediyorum. Tüm yasal
haklarım saklı kalmak kaydı ile gereğini rica ederim” şeklindeki yazılı fesih beyanı ile istifa etmiş,
davacı adına dava açan vekili de açtığı dava dilekçesinde de “davacının başarılı ve özverili çalışmasına
rağmen yoğun psikolojik baskı altına alınarak işten çıkması için zorlandığını, bu baskılara dayanmayan
davacının istifa etmek zorunda kaldığını, davacının işyerinde yoğun çalıştığını, fazla mesai yaptığını,
ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem tazminatı ile fazla mesai ücretinin ödenmesini talep
etmiştir.
Çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin görüşüne itibar edilerek, “davacının 10.06.2008 tarihinde
düzenlediği dilekçesinde işten istifa ederek ayrıldığını belirttiği, söz konusu belgedeki imzanın
kendisine ait olduğunu kabul ettiğini ancak yoğun psikolojik baskı altına alınarak işten çıkmaya
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 4 /6zorlandığı, bu baskıya dayanamayarak istifa ettiğini ileri sürdüğü, davacının anılan belge hakkındaki
iddiasını doğrulayan, işten ayrılma iradesini bozan herhangi bir olgunun dosya kapsamı itibariyle
mevcut olmadığı, davacının istifa dilekçesini baskı altında imzaladığını kanıtlayamadığı, istifada neden
bildirmediği, hal böyle olunca davacının kıdem tazminatı isteminin reddine karar verilmesi gerektiği”
kabul edilerek yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur.
Yüksek Yargıtay istikrarlı olarak, uzun yıllardır çalışan işçinin tazminatlarından vazgeçecek şekilde
işten ayrılmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağını belirterek, feshin kim tarafından yapıldığını
araştırdığı gibi işçi tarafından neden belirtilmeden feshedilme halinde dahi, feshin arkasındaki işçinin
gerçek iradesini incelemiştir(Y. HGK. 25.01.2017 gün ve 2014/9-2165 E, 2017/141 K., Y. 9. HD.
04.11.2015 gün ve Y. 22. HD. 23.01.2014 gün ve 2013/2474 E, 2014/759 K. E, 2015/31161 K., Y. 22.
HD. 23.01.2014 gün ve 2013/2474 E, 2014/759 K.).
Konu ile ilgili yasal düzenlemelere gelince;
Genel kanun olan 6098 sayılı TBK.’un 435/2 maddesine göre “Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük
kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep
sayılır”. Keza 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. Maddesinde işçi açısından haklı fesih nedenleri
düzenlenmiş ve işçinin 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesine göre bu durumlarda kıdem
tazminatına hak kazanacağı belirtilmiştir. Anılan 24. Maddenin II. fıkrasının (e) bendinde “İşveren
tarafından işçinin ücretinin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi
veya ödenmemesi” ve (f) bendinde “çalışma şartlarının uygulanmaması” işçi açısından haklı nedenler
olarak sayılmıştır.
İş sözleşmesi kural olarak, feshi ihbar sonucu veya belirli bir süre için yapılmışsa, bu sürenin
dolmasıyla ortadan kalkar. Ancak İş Kanunu ve Borçlar Kanunu işçi ve işverene belirli veya belirsiz
süreli bir iş sözleşmesini derhal ortadan kaldırma olanağını da tanımıştır. Bu yüzden işveren, işçiyi
hemen işyerinden uzaklaştırabileceği gibi; işçi de derhal işi bırakma yetkisine sahiptir. Buna karşılık,
işçinin veya işverenin iş sözleşmesini hemen bozabilmesi için ortada haklı bir nedenin bulunmasına
gerek vardır. İşte, bu tür feshe haklı nedenle fesih (derhal fesih veya süresiz fesih) adı verilir
(Tunçomağ, Kenan-Centel, Tankut, İş Hukukunun Esasları, İstanbul 2008, 5. Bası, s. 204).
Haklı nedenle fesih hakkı, dürüstlük kuralları gereği iş ilişkisini sürdürmesi kendisinden
beklenemeyecek tarafa belirli veya belirsiz süreli iş sözleşmesini derhal feshetme yetkisi veren bozucu
yenilik doğuran bir haktır. Sürekli borç ilişkileri yaratan iş sözleşmesinde ortaya çıkan bir durum
nedeniyle bu ilişkiye devam taraflardan biri için çekilmez hale gelmişse haklı nedenle derhal fesih
hakkı ortaya çıkar. Akdi ilişkiye devamın çekilmez (katlanılmaz) hale gelip gelmediğinin ölçüsünü
objektif iyi niyet, yani dürüstlük kuralları oluşturur. Aynı şekilde, taraflardan birinin davranışı
yüzünden iş ilişkisinde bulunması gereken güven temeli çökerse karşı taraf haklı nedenle fesih hakkını
kullanabilir(Süzek, Sarper, İş Hukuku. Yenilenmiş 16. Bası. İstanbul. 2018)
Haklı nedenle fesih hakkı da süreli fesih gibi bozucu yenilik doğuran bir hak olup, bu hakların tüm
özelliklerini taşır. Haklı nedenle fesih karşı tarafın kabulüne gerek olmaksızın tek taraflı irade
beyanıyla iş akdini derhal sona erdirir (Süzek, Sarper, Ankara, İş Hukuku, 2005 2. Bası, s. 500).
Dosya içeriğine göre davacı işçi, dava dilekçesinde baskılara dayanmadığı için istifa ettiğini(iş
sözleşmesinin feshettiğini), ayrıca fazla mesai ücretinin ödenmediğini iddia etmiştir. Yapılan
yargılama sonunda davacının fazla mesai ücret alacağının ödenmediği sabit olduğu gibi son altı ay
içinde davacının tanık beyanlarına göre birden fazla işyeri değiştirildiği gibi 19.11.2007 tarihinde ihtar,
26.05.2008 tarihinde ise ağır kınama cezası verilmiştir. Dinlenen davacı tanığı, başarılı olan davacının
bölge müdürü ile sorunlar yaşaması üzerine görev yerinin değiştirildiğini ve başarısız şubeye
gönderildiğini beyan etmiştir. Davacının birden fazla kısa sürede işyerinin değiştirilmesi iş şartlarında
esaslı değişikliktir. İşyerinin değiştirilmesi, disiplin cezası uygulanması işçi açısından psikolojik taciz
boyutunda olmasa bile bir baskıdır. Gerek fazla mesai ücretinin ödenmemesi ve gerekse iş şartlarından
esaslı değişiklik, işçi açısından iş ilişkisini dürüstlük kuralı kapsamında çekilmez hale getirmiştir. İşçi
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 5 /6açısından haklı fesih nedenleri vardır. Kaldı ki davacı işçi fesih bildiriminde yasal haklarını saklı
tutmuştur. Bu yasal hakları kapsamında haklı fesih nedeni ile kıdem tazminatını ve işçilik alacaklarını
talep etme iradesinin olduğu açıktır. Davacının kıdem tazminatının kabulü ve direnme kararının
onanması gerekirken bozulması isabetli olmamıştır. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 6 /6T.C.
YARGITAY
22. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/3970
Karar No: 2019/367
Karar Tarihi: 10.01.2019
YARGITAY KARARI
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince
istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ...
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, iş akdine haklı nedenle son verdiğini öne sürerek kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik
alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda ve yazılı gerekçe ile davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
I-Davalı temyizi yönünden,
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam
olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /3konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet
ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar 2.057,96 TL olup
2015 olan karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 2.080,00 TL kapsamında kaldığından davalının
temyiz isteminin 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga
1086 sayılı Kanun'un 427, 432 maddeleri uyarınca REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek
halinde ilgiliye iadesine,
II- Davacı temyizi yönünden,
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre hükmü temyiz eden
davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2-Taraflar arasında iş akdinin işçiye kıdem tazminatı ödenmesini gerektirir şekilde son bulup
bulmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı
İş Kanununun 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala
bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanununun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Yasada ücretin
peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş
sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep
etmesi mümkündür.
1475 sayılı Yasa döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında
sayılmamak kaydıyla Borçlar Kanununun 81 inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme
edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 4857 sayılı İş Kanununda
ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda,
işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik
kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme
edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu
bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş
sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu
konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme
döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir.
4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen
ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek
yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı
fesih imkânı bulunmaktadır.
İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir
etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Yasanın 33 üncü maddesinde öngörülen ücret garanti
fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz.
Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve
kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu
kabul edilmelidir.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /3İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını
ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Yasa döneminde istikrar kazanmış olan görüşü,
4857 sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik
yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardır .
Somut uyuşmazlıkta, davacı iş akdine işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle haklı nedenle son
verdiğini iddia etmiş, davalı ise davacının haklı bir neden olmadan istifa ettiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının istifa dilekçesi verdiği ve bu dilekçenin baskı ve tehdit altında alındığını
ispatlayamadığı, işten açıkça kendisinin ayrılmak istediğini beyan eden davacının kıdem tazminatına
hak kazanamayacağı gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç dosya içeriği ile
örtüşmemektedir.
Dosya içerisinde bulunan istifa dilekçesinde; davacı, 30.04.2012 tarihinde kendi isteği ile istifa ettiğini
bildirmiş olup özel bir istifa nedeni açıklamış değildir. Hemen akabinde işverene gönderdiği 1.5.2012
tarihli ihtarda ve dava dilekçesinde ise, işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iş akdine haklı
nedenle son verdiğini bildirmiştir Mahkemece hüküm altına alınan ulusal bayram ve genel tatil ücreti
alacağı bulunmaktadır. Şu halde; davacı asilin celsede, memnun olmadığı için başka bir şirkette
çalışmak istediğinden işten ayrılmış olduğu yönündeki beyanının, ödenmeyen ücret nevinden alacağı
bulunması nedeniyle işyerindeki çalışmadan memnun olmadığı ve bu nedenle ayrılmak istediği
şeklinde yorumlanması gerekir. Açıklanan nedenle, davacının iş akdine haklı nedenle son verdiğinin
kabulü yerine yanılgılı değerlendirme ile kıdem tazminatı talebinin reddi hatalı olup bozmayı
gerektirmiştir.
3- Mahkemece hüküm altına alınan alacakların net mi yoksa brüt tutarlar mı olduğunun hüküm yerinde
açıklanmaması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının
istek halinde davalıya iadesine,10.01.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 3 /3T.C.
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/12937
Karar No: 2020/1739
Karar Tarihi: 10.02.2020
YARGITAY KARARI
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili
tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik
Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının 01.06.1999-12.06.2006 tarih aralığında uluslararası tır şoförü olarak asgari
ücret + sefer primi ile çalıştığını, ayda ortalama 2 sefer yapıp sefer başına 450,00-500,00 Euro aldığını,
dini ve milli bayramlarda çalıştığını, ücretinin ödenmediğini, SGK bildiriminin eksik ücret üzerinden
yapıldığını, son 5 seferine ilişkin olarak 800,00 Euro (1.600,00 TL)sefer primi kesintisi yapıldığını, bu
sebeplerle iş akdinin İş Kanunu 24. Maddesindeki haklı nedenlerle ve eylemli olarak feshedildiğini
iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar
verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; zamanaşımı itirazlarının olduğunu, davacının bir başka işveren nezdinde çalışmak üzere
istifa ettiğini, 12.06.2006 tarihli istifa dilekçesine gerekçe olarak kendi özel sebeplerinden ötürü
yazıldığım, ibraname verildiğini, şoförlere sefer başına ücret ödenmediğini, tüm bordroların imzalı
olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı, taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /2Davacı işçi 01/06/1999-12/06/2006 tarihleri arasında davalı iş yerinde uluslararası tır şoförü olarak
çalıştığını, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı isteğinde
bulunmuştur. Mahkemece talep doğrultusunda kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Davacının dosya içerisinde bulunan istifa dilekçesinde her hangi bir nedene dayanılmamış olup istifa
dilekçesi 12.06.2006 tarihlidir. İstifa tarihinden yaklaşık 8 yıl sonra açılan bu davada ödenmeyen bir
kısım işçilik alacakları olduğunu öne sürerek haklı fesih iddiasında bulunulmuştur.
Dairemiz uygulamasında; istifa dilekçesinde her hangi bir nedene dayanılmadığı hallerde kısa süre
içerisinde açılan davalarda, dava dilekçesinde haklı fesih nedenlerinin ileri sürülebileceği ve haklı fesih
nedeninin ispatlanması durumunda kıdem tazminatı talebinin kabul edilmekteyse de somut
uyuşmazlıkta 8 yıl sonra açılan davada istifa dilekçesinin verilmesinde irade fesadına dayanılması
mümkün değildir. Kıdem tazminat talebinin reddi gerekirken hatalı gerekçe ile kabulü bozmayı
gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının
istek halinde ilgililere iadesine, 10.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /2T.C.
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/13561
Karar No: 2020/1861
Karar Tarihi: 11.02.2020
ALACAK DAVASI - DAVACININ HAFTALIK KIRK BEŞ SAATLİK YASAL
ÇALIŞMA SÜRESİNİ AŞACAK ŞEKİLDE FAZLA MESAİ YAPTIĞI BAYRAM
VE GENEL TATİLLERDE DE ÇALIŞTIĞI - HÜKMÜN BOZULMASI
ÖZET: Davacının haftalık 45 saatlik yasal çalışma süresini aşacak şekilde fazla mesai yaptığı, bayram
ve genel tatillerde de çalıştığı, dönüşümlü vardiyalı çalışan davacının gece ve gündüz çalışma
sürelerine göre bilirkişi raporunun 2. seçeneği doğrultusunda fazla mesai ücretine hak kazandığı, ancak
işçinin sürekli fazla mesai yaparak çalışmasının fiziksel olarak mümkün olmadığı, her bayram ve genel
tatilde çalışma olgusunun kabulünün hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı görüşü
benimsendiğinden tanık beyanlarına dayalı olarak bilirkişi raporunun 2. seçeneğinde hesaplanan fazla
mesai, bayram ve genel tatil ücretlerinden takdiren %30 hakkaniyet indirimi yapılarak davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
(6100 S. K. m. 371)
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince
istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 27.04.2010-02.01.2014 tarihleri arasında davalı
şirketin İstanbul'daki değişik projelerinde güvenlik görevlisi olarak sigortalı çalıştığını, haksız ve
hukuka aykırı bir şekilde işten çıkarıldığını, en son aylık net ücretinin 1.430 TL olduğunu, ücretinin bir
kısmının bankaya yatırıldığını, bir kısmının ise elden ödendiğini, sigorta bildirimlerinin düşük ücretten
gerçekleştirildiğini, davalı işyerinde haftanın 6 günü, 1 gün saat 08:00-20.00 arasında, 1 gün saat
20:00-08:00 arasında dönüşümlü olmak üzere vardiyalı bir şekilde çalıştığını, haftalık çalışmasının 45
saati aştığını, ayrıca İş Kanunu'nun 69. maddesine göre haftalık 45 saatlik yasal çalışma sınırı
aşılmamış olsa bile günde 7,5 saati aşan gece çalışmaları için fazla mesai ücreti ödenmesi
gerekeceğini, yıllık izin kullanan personel olduğunda müvekkilinin bu saatleri de aşan mesaisinin
olduğunu, dini ve milli bayramlar ile diğer tüm genel tatil günlerinde aynı şekilde çalıştığını, gece 7,5
saati aşan günlük 4,5 saatlik fazla mesaisi ile diğer yapılan fazla mesai ücretlerinin ve genel tatil
ücretlerinin karşılığının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti
ve genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketin Marmara Üniversitesine
işçi temin ettiğini, davacının çalışması bu kapsamda olduğundan ve asıl ve tek işveren Marmara
Üniversitesi Rektörlüğü olduğundan, davanın husumet yönünden reddinin gerekeceğini, davacının
27.04.2010 tarihinde işe başladığını, 02.01.2014 tarihinde müvekkili şirkete özel nedenlerden dolayı
işten ayrıldığını bildiren istifa dilekçesini sunarak işten ayrıldığını, işyerinde üç vardiya sistemi ile
çalışıldığını, bu sebeple işyeri şartlarının fazla mesaiyi gerektirmediğini, haftada bir gün tatil yapan
davacının haftalık çalışmasının 45 saati geçmediğini, günde 7,5 saati aşan gece çalışması iddiasının
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /2gerçeği yansıtmadığını, davacının, asıl işverenin talepleri doğrultusunda 12 saat çalışma 24 saat
dinlenme ve 16 saat çalışma 32 saat dinlenme şeklinde çalışması olduğunda dahi fazla mesaiden
bahsedilmeyeceğini, davacının resmi, dini bayram günlerinde çalıştığı iddiasının da doğru olmadığını,
vardiyası bu günlerden birine denk geldiyse dahi davacıya o günün ödemesinin yapıldığını, işyeri sicil
dosyasında sunulan maaş bordrolarından bu hususun belirlenebileceğini savunarak, davanın reddini
istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece özetle; SGK kayıtları, toplanan delillerin değerlendirilmesinde; dosyada bulunan sulh ve
ibra sözleşmesinin 6098 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinde öngörülen şartları taşımadığı
tespit edilmiş, buna karşılık el yazısı ile yazılmış, 02/01/2014 tarihli istifa dilekçesinin geçersiz
olduğuna ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, istifa dilekçesinde davacının özel nedenlerle istifa
etmek istediğini beyan ettiği, dinlenen tanıkların ise davacının Şeref Han nezdinde çalışmaya devam
etmek için proje bitiminde istifa ettiğini savunduğu, davacının 27/04/2010-02/01/2014 tarihleri
arasında davalı şirket nezdinde şirketin değişik projelerinde kısa süreli görevlendirilmek suretiyle joker
eleman olarak çalıştığı, dava konusu edilen dönemdeki çalışmanın esasen davalı şirket nezdinde
geçtiği, ücretinin bordrolara uygun en son aylık 1.338,46 TL olduğunun anlaşıldığı, iş akdinin davacı
tarafından verilen istifa dilekçesi ile sona erdirildiği, davacının istifa iradesini taşımadığı yönünde
herhangi bir delil bulunmadığı, istifa ile iş akdini kendisi sona erdiren davacının kıdem ve ihbar
tazminatı talep hakkının olmadığı kanaatine varıldığından, kıdem ve ihbar tazminatı talebinin reddine,
dinlenen tanıkların beyanlarıyla; davacının haftalık 45 saatlik yasal çalışma süresini aşacak şekilde
fazla mesai yaptığı, bayram ve genel tatillerde de çalıştığı, dönüşümlü vardiyalı çalışan davacının gece
ve gündüz çalışma sürelerine göre bilirkişi raporunun 2. seçeneği doğrultusunda fazla mesai ücretine
hak kazandığı, ancak işçinin sürekli fazla mesai yaparak çalışmasının fiziksel olarak mümkün
olmadığı, her bayram ve genel tatilde çalışma olgusunun kabulünün hayatın olağan akışına uygun
bulunmadığı görüşü benimsendiğinden tanık beyanlarına dayalı olarak bilirkişi raporunun 2.
seçeneğinde hesaplanan fazla mesai, bayram ve genel tatil ücretlerinden takdiren %30 hakkaniyet
indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraf vekilleri süresinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı
vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde
değildir.
2- Somut uyuşmazlıkta, davacı 02.01.2014 tarihinde neden belirtmediği istifa dilekçesi ile davalı
işyerinden ayrılmıştır. Ayrılış tarihi itibariyle hakedildiği halde ödenmediği anlaşılan işçilik
alacaklarının varlığı karşısında feshin ödenmemiş işçilik alacakları nedeniyle haklı olduğu kabul
edilerek davacının kıdem tazminatı talebinin kabulü yerine reddi hatalıdır.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının
istek halinde ilgililere iadesine, 11.02.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /2T.C.
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/28110
Karar No: 2020/12659
Karar Tarihi: 20.10.2020
YARGITAY KARARI
YARGITAY KARARI
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince
istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ...
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının fazla mesai ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini, bu nedenle iş akdini haklı
nedenle feshettiğini, ödenmeyen işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep
etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının el yazısı ile istifa ederek iş akdini sonlandırdığını, bu nedenle kıdem tazminatı
hak kazanamadığını, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini talep
etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının istifa dilekçesi ile
görevinden istifa ettiğini, bu nedenle davacının kendi iradesi ile iş akdini feshettiğinden kıdem
tazminatına hak kazanamadığı, davacının fazla mesai yaptığı ve genel tatillerde çalışıldığını ispatladığı
gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı
vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde
değildir.
2-Davacı işçi açmış olduğu bu davada iş sözleşmesinde ödenmeyen bir kısım işçilik alacakları
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /2sebebiyle haklı nedenle feshettiğini ileri sürmüş ve kıdem taminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram
ve genel tatil ücret alacaklarını talep etmiştir.
Davalı işveren istifa etmek suretiyle ayrıldığını belirtmiş ve reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının savunmasına değer verilerek kıdem tazminatının reddine, fazla mesai ücreti,
ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne dair hüküm kurmuştur.
Dosya içinde bulunan istifa dilekçesinde belirli bir nedene dayanılmamış olup davacı işçi makul süre
içinde açmış olduğu bu davada ödenmeyen işçilik alacakları sebebiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle
feshini ileri sürmüştür.Dairemiz uygulamasına göre makul süre içinde iş sözleşmesinin haklı nedenle
feshettiğini ileri sürülmesi mümkün olup, yapılan yargılama ile fazla mesai ve ulusal bayram ve genel
tatil ücret alacaklarının hesap edilmiş olmakla davacının iş sözleşmesinin 4857 Sayılı İş Kanun'un
24/2-e maddesine göre haklı nedenle feshettiği kabul edilmeli ve kıdem tazminatının kabulüne dair
hüküm kurulmalıdır.
3-Mahkemece hüküm altına alınan fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarından
dosyadaki delil durumuna göre hesaplanan miktardan takdiri indirim yapılarak taleple bağlı kalınarak
karar verilmesi gerekirken talepten indirim yapılmak suretiyle hüküm kurulması ayrı bir bozma
sebebidir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz
harcının istek halinde ilgililere iadesine, 20.10.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /2
Av. Muhammed Numan Güleç
Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar bilgilendirme amaçlıdır. Reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde algılanmamalı ve yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.